İnkar edenler ise; onların amelleri dümdüz bir arazideki seraba benzer; susayan onu bir su sanır. Nihayet ona ulaştığında bir şey bulamaz ve yanında Allah’ı bulur. (Allah da) Onun hesabini tam olarak verir. Allah, hesabı çok seri görendir. (Nur Suresi, 39)
14 Nisan 2007 tarihinde New Scientist dergisinde "Ediacarans: the 'long fuse' of the Cambrian Explosion?" başlıklı bir yazı yayınlandı. Yazıda, Kambriyen öncesine ait Ediacara buluntuları arasında yeni canlı fosillerine rastlandığı konu ediliyor ve söz konusu bulgular yine evrimci spekülasyonlarına alet edilmeye çalışılıyordu.
5 Temmuz 2007 tarihli Tempo dergisinde yayınlanan bir makalede, astrofizik dalında çalışmalar yapan Feryal Özel'in açıklamalarına yer verildi. Özel'in çalışmaları ve başarılarının konu alındığı bu yazıda, Özel'in bilgi eksikliğine sahip olduğu bir konu vardı ki o da evrim teorisiydi.
Evrimci haberlerdeki yanılgıların önemli bir kısmı, "evrim" kavramının yorumuyla ilgilidir. Bunu, BBC'nin internet sitesinde duyrulan bir haber vesilesiyle bir kez daha açıklayalım. Sitenin 1 Haziran 2006 tarihli bilim sayfasında "Bilinmeyen canlılar bulundu" başlığıyla yayınlanan bir yazıda, İsrail'deki bir mağarada önceden bilinmeyen yeni türlerin keşfedildiği bildiriliyor, bu canlıların özgün ekosistemiyle ilgili bilgiler aktarılıyordu. Sekiz omurgasızdan meydana gelen bu canlılar beş milyon yıl kadar önce Akdeniz'den izole olduğu düşünülen ve bir de göl içeren mağara sisteminde bulunmuştu. Akrebe benzeyen kör bir türü de içeren bu canlılar kabuklulardandı ve İsrailli biyolog Dr. Hanan Dimantan, "sekiz türü kapsayan bulgunun henüz bir başlangıç olduğu" yorumunu yapıyordu. Eskilere uzanan bu özgün ekosistem hakkında BBC yazısında evrimci spekülasyonlar da yapılıyor, bu canlıların, mağaranın loş ortamındaki evrim sürecinde gözlerini kaybettikleri iddia ediliyordu. Bu canlıların körlüğünü açıklamada, gözlerin yitirildiğini belirtmek anlaşılabilir olmakla birlikte, bunu "evrim" olarak nitelemek büyük bir yanlıştır. Çünkü bu sitede üzerinde sıklıkla durduğumuz gibi, evrim teorisinin varsaydığı değişim, "genetik bilgi kazandıran" değişimdir. BBC de haber verilen durum ise evrim teorisi için kanıt oluşturmamaktadır. Bizzat BBC haberinin yazarının da kabul ettiği gibi, bu durum gözlerde bir "kayıp"la ilgilidir. Bu canlılar, izole oldukları bu ekosistemde "yeni" fonksiyon, "yeni" genetik bilgi kazanmamış, aksine varolan sistemlerini kaybetmişlerdir. Bu açıdan, BBC'nin yorum yanlışı, bir otomobilin boş viteste ve motoru çalışmaksızın yokuş yukarı çıkabileceğini iddia eden birisinin, freni patlayıp yokuş aşağı kontrolsüz bir şekilde savrulan kamyonu bu iddiasına kanıt göstermesi gibidir. Çünkü BBC, bir yönde iddia ortaya atmakta ancak bunun aksi yönündeki gelişmeyi dayanak göstermeye çalışmaktadır. Evrimciler, nesiller boyu ve çok sayıda yönlendirilmiş mutasyon deneyinde canlıları geliştirme, onlara yeni fonksiyon ve yapılar kazandırma çabalarının hüsranla sonuçlanması sebebiyle böylesine ilgisiz durumları çarpıtmaya, gözboyayıcı kanıtlara dönüştürmeye çalışmaktadırlar. Darwinizm'in 20. yüzyıldaki en etkili savunucularından biri ve Harvard Üniversitesi zooloğu olan Ernst Mayr'ın da kabul ettiği gibi "aşamalar sonucu evrimsel bir yeniliğin ortaya çıktığına dair açık bir kanıt yoktur" (Mayr E., "Toward a New Philosophy of Biology: Observations of an Evolutionist," Harvard University Press: Cambridge MA, 1988, s. 529-530) Kısacası BBC yazısı, evrimsel yenilik iddiasında olan evrimcilerin evrimsel kayıp masallarına sarıldığı son bir aldatmacadır. BBC bilim haberleri kadrosunun, Darwinizm'in kayıpta bir teori olduğunu ve basit kelime oyunlarının teori adına bir kazanç sağlamayacağını görmelerini diliyoruz.
Bilim ve Teknik dergisinin Şubat 2006 sayısında “Akciğerli Balıklar” başlıklı bir yazı yayınlandı. Bülent Gözcelioğlu’nun çeşitli evrimci yayınlardan derlediği yazıda, akciğerli balıklar tanıtılıyordu. Gözcelioğlu, sözkonusu yazısında akciğerli balıklarla ilgili evrim masallarına başvuruyor, bu balıkların sudan karaya geçen ilk omurgalılar olduklarını öne sürüyordu. Ancak gerek sudan karaya geçiş iddiası, gerekse akciğerli balıkların bu senaryoda oynadıkları varsayılan rol, sadece evrim teorisine körükörüne bağlılıktan ötürü benimsenen kabullerden ibarettir. Evrimciler bu iddialarını destekleyici hiçbir somut kanıt gösterememektedirler. Nitekim Bilim ve Teknik yazısına bakıldığında bu durum açıkça görülebilmektedir. Gözcelioğlu, balıkların havadaki oksjienden yararlanmak için sözde akciğerler geliştirdiği, yüzgeçlerin ise karada yürümeyi sağlamak için ayaklara dönüştüğü şeklinde masallar anlatmakta ancak bu iddialarına dair hiçbir fosil kanıt gösteremektedir. Bunun sebebi de açıktır: Böyle bir geçiş tamamen hayal ürünüdür ve bunu destekleyebilecek hiçbir bilimsel kanıt bulunmamaktadır. Tam aksine, bilimsel kanıtlar Gözcelioğlu’nun anlattığı masalları yalanlamaktadır. Akciğerli balıklarla ilgili evrimci masalların zayıflığı evrimci literatürde bile açıkça ve sıkça dile getirilen bir gerçektir. Akciğerli balıklar, havayla solunum yapabilen ve kuraklık döneminde hayret verici bir metabolik düzenleme ve yöntem sayesinde hayatta kalabilen canlılardır. Ortalama yirmi dakikada bir yüzeye çıkıp hava almak zorunda olan bu balıklar, kurak mevsimde suların çekilmesiyle birlikte, kendilerini çamurdan bir koza içine gömer ve bir tür "yaz uykusuna" girerler (aestivation). Metabolizmalarının son derece yavaşladığı bu dönem, yağmurlar tekrar başlayıncaya kadar aylar, hatta bazen yıllar boyu sürer. Bu canlılar bazı evrimcilerce sudan karaya sözde geçiş döneminden kalmış, yaşayan ara formlar olarak savunulmaktadır. Tamamen hayalgücüne dayalı bu evrim masalına göre, söz konusu balıklar Devonian döneminde, yaklaşık 300 milyon yıl kadar önce ortaya çıkan bir kuraklık yüzünden çok küçük su havuzlarına hapsolmuş ve bir havuzdan bir diğerine yürümeyi öğrenmişlerdir. Bazı evrimciler amfibilerin (ve dörtayaklıların) sözde atası olarak akciğerli balıkları göstermektedir. Ancak bu gözboyayıcı masalın bilimsel bulgular karşısında hiçbir değeri bulunmamaktadır. Amfibilerle, ataları oldukları öne sürülen akciğerli balıklar arasında hem iskeletsel hem de iç organsal açıdan büyük farklılıklar mevcuttur. Marshall C. ve Schultze H. P isimli araştırmacılar, Journal of Molecular Evolution dergisinde yayınlanan makalelerinde, "akciğerli balıkların (ve Coelacanth 'ın) morfolojik analizlerinin, dörtayaklıların (tetrapodların) muhtemel evrimlerini sadece karmaşaya sürüklediğini" yazmışlardır. (Marshall C. and Schultze HP. Journal of Molecular Evolution 35 (2): 93-101, 1992.) Proceedings of the Linnean Society dergisinde yayınlanan bir yazıda ise akciğerli balıkların -sağlam dayanaklara sahipmiş gibi yansıtılan- sözde evrimsel kökenlerinin içinde bulunduğu çıkmaz şöyle itiraf edilmiştir: "Akciğerli balıkların [evrimsel] kökeni, bildiğim diğer tüm ana balık gruplarda olduğu gibi , hiçbirşey üzerine sağlamca dayandırılmıştır." (E. White, "Presidential Address: A Little on Lungfishes," Proceedings of the Linnean Society ,177 (1966), sf 8) Moleküler biyolog Michael Denton, "Evrim: Kriz İçinde Bir Teori" isimli kitabında akciğerli balıkların evrimcilerce balıktan amfibiye bir geçiş formu gibi sunulduğunu ama akciğerli balıkların bireysel karakteristiklerinin "iki tip arasında hiçbir açıdan gerçekçi geçiş oluşturmadıklarını" yazmıştır. ("Evolution: A Theory in Crisis", Michael Denton, Adler and Adler: Bethesda, Maryland, 3. baskı. 1986, sf. 109) Fosil kayıtlarının da akciğerli balıklarla ilgili evrimci senaryolara darbesi ağırdır. Akciğerli balıklar yüz milyonlarca yıldır hiçbir değişim göstermemiştir ve bu canlılara ait fosiller günümüzde yaşayan örneklerinden farksızdır. Bu balıklarda akciğerlerin kademeli olarak geliştiği iddiasına dayanak gösterilebilecek tek bir fosil bulunmamaktadır. Bu durum bize, akciğerli balıkların evrim değil evrimsizlik kanıtı olabileceğini göstermektedir. Yukarıdaki gerçekler ışığında, akciğerli balığın evrimsel bir aşamayı temsil ettiği iddiasının sadece bir masaldan ibaret olduğu ortadadır. Aciğerli balıklarla ilgili evrimci senaryoları bilimsel gerçekler olarak yaygınlaştırmaya çalışmak, ama bu senaryo aleyhinde literatürde kolayca bulunabilecek itirafları göz ardı etmek... Bilim ve Teknik dergisinin, bu yazıda yaptığı tam olarak budur. Bu ise, körükörüne Darwinizm propagandasını bilim dışı masallarla yaygınlaştırma çabasından ibarettir. Akciğerli balıklar, diğer tüm canlılar gibi, en gelişmiş teknolojilerle dahi erişilemeyen üstünlükte komplekslikler sergilemektedirler. Ve diğer tüm canlılar gibi onlar da kusursuz yaratılış delilleridir. Balıkların günün birinde sudan karaya geçip kör tesadüflerin yardımıyla akciğerler ve ayaklar geliştirdiği iddiası bir hayalden ibarettir. Gerçek olan ise bu canlıları Yüce Allah’ın kusursuzca yaratmış olduğudur. Bilim ve Teknik yetkililerine modern bilimin doğruladığı bu gerçeği kabullenmelerini, köhne evrim teorisinin körükörüne savunuculuğuna son vermelerini tavsiye ediyoruz.
Focus dergisinin Nisan 2006 sayısında "Evrim geriye gitmez" başlıklı bir yazı yayınlandı. Araştırma görevlisi Sena Akçer'in imzasını taşıyan yazıda, yer bilimleri araştırmacısı Prof. Dr. Celal Şengör ile Paris Doğa Tarihi Müzesi'nde yapılan bir geziden fotoğraflar ve dinozorların kökeniyle ilgili evrimci iddialara yer veriliyordu. Bu canlıların doğa tarihiyle ilgili klasik hayali yorumların bir tekrarından ibaret olan bu iddialar aşağıda birer birer cevaplanmaktadır.
New Scientist dergisinde 16 Nisan 2007 tarihinde "Chimps 'more evolved' than Humans" (Şempanzeler İnsanlardan Daha Fazla Evrimleşti) başlıklı bir yazı yayınlandı. Söz konusu yazıda; Michigan Üniversitesi'nden evrimci genetikçi Jianzhi Zhang ve çalışma arkadaşlarının, insanlar, şempanzeler ve makak maymunları tarafından paylaşılan 13.888 gen üzerinde yaptıkları araştırma ile ilgili açıklamalar konu ediliyordu. Buna göre, hayali ortak atadan gelen bazı proteinlerin değişim gösterdiği iddia ediliyor ve bu hayali değişimin gerçekleşmesi için çok fazla mutasyon geçirmiş olması gerektirdiği öne sürülüyordu. Zang bu iddiasını, 154 insan genine karşılık olarak 233 şempanze geninin değişim göstermiş olduğu gibi gerçek dışı bir yorumla noktalıyordu. Evrim yanlısı yayınlar, evrim teorisini gündemde tutabilmek için genellikle evrimci bilim adamlarını öne sürer ve onların taraflı çalışmalarını bilimsel bir üslup altında evrime delil olarak göstermeye çalışırlar. Evrimci genetikçi Jianzhi Zhang'in söz konusu çalışması konu edilerek verilen bu bilgiler de, aynı aldatıcı propaganda yönteminin bir parçasıdır. Dikkat edilirse yazılarda hiç tereddüt edilmeden okuyucuya cümle aralarında iletilen bazı önkabuller vardır. İnsanın ve maymunun hayali bir ortak atadan ayrıldıkları önkabulü; söz konusu hayali evrimsel ayrılma sonucunda bu canlıların genlerinde "oldukça yüksek oranda" çeşitli mutasyonlar gerçekleştiği önkabulü; bu yüksek orandaki hayali mutasyonların canlıya mutlaka fayda getirdiği ve genetik bilgisine yeni bilgiler eklediği önkabulü... Hiçbir bilimsel dayanağı olmayan bu önkabullerden yola çıkılarak yazıda, çürük bir bilimsel sonuca varılmış ve şempanzelerin insandan daha fazla evrim geçirmiş olduğu iddia edilmiştir. Ancak buradaki en büyük boşluk, söz konusu çürük sonuca ulaşana kadar evrimcilerin gerçekleştiğini farz ettikleri tüm aşamaların, bilimsel olarak gerçekleşmesi imkansız olan ve yine bilimsel olarak hiçbir delil ile desteklenmeyen hayali süreçler olduğudur. Darwinistler, bu önemli gerçek ile hiçbir zaman yüzleşmek istemezler. Okuyucuya evrimci propagandayı kendilerince destekleyecek bilgileri verirken, anlattıkları hayali aşamaların tümüyle yalanlanmış, geçersizliği ispat edilmiş, bilimsel anlamda delilsiz aşamalar olduğundan bahsetmezler. Konuya çok aşina olmayan okuyucular ise bu bilgileri okurken, insanın ve şempanzelerin bir evrim aşamasından geçtikleri, ortak bir atadan ayrıldıkları ve ayrılırken genlerinin mutasyona uğradığı ve onları yeni canlılar haline getirdiği iddialarını farkında olmadan kabul edebilirler. Oysa bunun altında büyük bir aldatmaca gizlidir. Henüz daha hayatın kökenine açıklama getirememiş olan evrim teorisi, insanın evrimi iddiası konusunda en büyük çıkmazlardan birini yaşamaktadır. Her konuda olduğu gibi bu konuda da evrimci iddiaların geçersizliği bilimsel delillerle ispatlanmıştır. Söz konusu gen mutasyonlarının bir canlıya fayda getiremeyeceği, doğal seleksiyon mekanizmasının hiçbir evrimleştirici gücünün olamayacağı, insanla şempanzenin ortak bir ataya sahip olduğuna dair tüm iddiaların genetik araştırmalar ve fosil kayıtları yoluyla kesin olarak reddedildiği sitemizde defalarca açıklanmıştır. Bu gerçekler göz önüne alındığında hayali bir ortak atadan yola çıkarak kimin daha fazla evrim geçirdiğine dair spekülasyonlar, insanları aldatmaya çalışmaktan başka bir amaç taşımamaktadır. Aynı haber 12 Nisan 2007 tarihli Msnbc internet sitesinde de "Research monkey's genetic code deciphered" başlığı altında yayınlandı. Bu haberde de aynı iddialar sıralanıyor, buna ek olarak makak maymunlarının, insanların bağışık olmadığı çeşitli hastalıklara bağışıklıklarının olması ve makakların insanlardan daha az kansere yakalanıyor olmaları onların sözde evrimsel üstünlükleriymiş gibi vurgulanmaya çalışılıyordu. Oysa burada sözü edilen iddia, makakların kendilerine has donanımlara sahip farklı birer canlı organizma olmalarından ve insanlardan tamamen farklı biyolojik özelliklere sahip olmalarından kaynaklanmaktadır. Makaklar ve insanlar farklı canlılardır, her biri sahip oldukları sistemlerle bir anda ve ayrı ayrı yaratılmışlardır, dolayısıyla bağışık oldukları hastalıklar da farklı olacaktır. Bu açık gerçeği evrime bağlama çabası, büyük bir mantık çöküntüsünü işaret etmektedir. Söz konusu hayali evrimsel üstünlük, Darwinistlerin herhangi bir delile dayanmadan ortaya attıkları bir iddiadır ve tüm evrimci iddialar gibi hiçbir temele dayanmamakta, bilimsel anlamda hiçbir dayanak bulamamaktadır. Hiçbir zaman gerçekleşmemiş bir evrim süreci üzerine yapılan bu yorumlar, hem söz konusu bilim adamlarını hem de bu haberlere bilimsel bir kimlik vermeye çalışan yayın organlarını küçük düşürmektedir. Söz konusu yayın organlarına, insanların, evrimin geçersizliği konusunda eskisinden çok daha fazla bilinçlenmiş olduklarını hatırlatıyor ve taraflı haberlerine son vermelerini tavsiye ediyoruz. Not: Bu yazı CNN internet sitesinde 12 Nisan 2007 tarihinde yayınlanan "New monkey gene map may hold human clues" başlıklı habere de cevabımızdır
Birgün gazetesinin 20 Ekim 2006 tarihli sayısında “Adada evrim karayı solladı” başlıklı bir haber yayınlandı. Yazıda, Kanada'nın McGill Üniversitesi profesörü Virginie Millien tarafından gerçekleştirilen bir çalışma, yeni bir evrimci senaryoyu gündeme getiriyordu. Millien söz konusu çalışmasında 88 memeli türünün ada ve anakarada yaşamış bireylerine ait fosilleri ebatça incelemişti. Bir evrimci olan Millien, karşılaştırmasında elde ettiği sonuçları Darwinist bakış açısından yorumlayarak, ada canlılarının kara canlılarından daha hızlı evrimleştiği şeklinde bir senaryo ortaya atıyordu. Birgün gazetesi ise, Millien'in adalarda evrim senaryosuyla ilgili olarak şu ifadelere yer veriyordu: Araştırmacılar, adalarda yaşayan canlıların karadaki türdeşlerine göre yaklaşık 3 kat daha hızlı evrim geçirdiğini ortaya çıkardı... Millien, adaların sınırlı doğasının, karadaki evrim sürecinde gizli kalan bir yaratıcılığın ortaya çıkmasına vesile olduğunu ve gelişimi hızlandırdığını vurguluyor. Ancak “Adalarda evrim” kavramı, evrimcilerin çarpıtma ve gözboyamaya dayalı klasik bir hikayesinden ibarettir. Bu Darwinist çarpıtma, “ada kuralı” adı verilen bir olguyla ilgilidir. Türlerin, adalardaki ve anakaradaki fosil örneklerinin ebatça kıyaslanmasından çıkarsanan ada kuralı, adalarda izole olan ve küçük ebatlı olan canlıların karada yaşayan türdeşlerine göre irileşme eğiliminde; iri ebatlı olan canlıların ise türlerinin karada yaşayan bireylerine göre küçülme eğiliminde olduğunu ifade etmektedir. Sözgelimi, bir adada izole olarak anakaradaki türdeşlerinden ayrılan bir canlı popülasyonu, adadaki yiyecek kaynaklarının az oluşuna bağlı olarak birkaç nesil sonra ebat olarak küçülmektedir. Fil ve geyik gibi iri memeli türlerinin adalarda elde edilmiş fosilleri, buna örnek oluşturmaktadır. Diğer yandan ebatça iri olmayan canlılar, adalarda izole oldukları zaman tersi yönde bir değişim göstermekte ve iri yırtıcıların az oluşu gibi sebeplerden ötürü daha iri bir görünüm kazanabilmektedirler. Ancak dikkat edilirse adalarda izole olan canlılarda gözlemlenen değişim sadece “ebat”la sınırlıdır. Bir canlı türünün ebatlarındaki değişimin ise Darwinizm'in gerektirdiği türden bir biyolojik değişim kanıtı oluşturmadığı son derece açık bir gerçektir. Karşılaştıracak olursak, Darwinizm türlerin başka türlere dönüşecek şekilde değiştiğini iddia etmektedir. Oysa adalarda ebatça değişim geçiren canlılar asla başka canlı türlerine dönüşmemekte, örneğin geyikler zamanla fil özellikleri geliştirmemekte, geyikler geyik, filler fil olarak kalmaktadırlar. Nitekim Millien'in incelediği 88 tür memeliden tek bir tanesi dahi, başka bir türden gelişimin izlerini taşımamaktadır. 88 türün herbirine ait küçük ve büyük bireyler, türün tanımlayıcı özelliklerini aynen taşımaktadırlar ve küçük örneklerin büyük örneklere, ya da büyük örneklerin küçük örneklere göre fazladan barındırdığı hiçbir biyolojik özellik bulunmamaktadır. Konuya daha fazla açıklık getirmesi açısından bir örnek de verebiliriz. Örneğin radyoların küçük ve taşınır olması tüketicilerce tercih edilen bir özelliktir. Elektronik ve tasarım mühendisleri bu doğrultuda giderek daha minyatür ebatlı radyolar üretmişler, radyolar zaman içinde defalarca daha küçük bir görünüm kazanmış, “cep radyosu” haline dönmüşlerdir. Ancak radyo bu süreçte ebatça değişime uğrasa da herhangi yeni bir özellik kazanmış, bir başka teknolojik cihaza, örneğin televizyona dönüşmüş değildir. Aynı şekilde ada canlıları da ebatça değişmiş olmalarına karşın herhangi yeni bir biyolojik özellik veya genetik bilgi kazanmış değillerdir. Sahip oldukları genlerdeki bilgiye göre değişim gösterirler ve bu onları hiçbir zaman bir başka canlı haline getirmez. Bu sebepten ötürü, Millien'in Birgün gazetesince de desteklenen adalarda evrim senaryosu içi boş bir masaldan ibarettir. Birgün gazetesine Darwinizm'in modern bilim karşısındaki yenilgisini kabullenmeye, teoriyi içi boş masallarla ayakta tutma çabasına son vermeye davet ediyoruz. 
Soldaki resim tek bir diş parçasına dayanılarak yapılmış ve Illustrated London News dergisinin 24 Haziran 1922 tarihli sayısında yayınlanmıştı. Ancak bu dişin, maymun benzeri bir yaratığa veya bir insana değil de soyu tükenmiş bir domuza ait olduğunun anlaşılması, evrimcileri büyük hayal kırıklığına uğrattı.