İnkar edenler ise; onların amelleri dümdüz bir arazideki seraba benzer; susayan onu bir su sanır. Nihayet ona ulaştığında bir şey bulamaz ve yanında Allah’ı bulur. (Allah da) Onun hesabini tam olarak verir. Allah, hesabı çok seri görendir. (Nur Suresi, 39)

bitki dünyası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bitki dünyası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Temmuz 2008 Perşembe

Bir Bitkinin Mucizevi Doğuşu

Allah’ın izni ile yeryüzündeki ekolojik dengenin ve canlılığın devamında önemli bir rol oynayan bitkiler, diğer canlılara kıyasla çok daha etkin üreme sistemlerine sahiptirler. Bu özellikleri sayesinde hiç zorluk çekmeden kolayca üreyebilirler. Bitkilerin üremesi için kimi zaman bir bitkinin sapının kesilerek toprağa gömülmesi, kimi zaman da bir böceğin bir çiçeğe konması yeterli olmaktadır. Üreme işlemini bu denli kolay hale getiren ise, mucizevi bir koruma zırhıyla yaratılmış olan polenlerdir.

Oksijen, su ve besin gibi temel ihtiyaç maddelerinin yeryüzündeki dengesini sağlayan en önemli faktör yeşil bitkilerdir. Bu nedenle bitkilerin varlığı yeryüzündeki canlılığın devamı için neredeyse vazgeçilmezdir. Ayrıca yeryüzündeki ısı kontrolünün sağlanması, atmosferdeki gazların dengesinin korunması gibi, sadece insanlar için değil bütün canlılar için son derece büyük önem taşıyan başka dengeleri sağlayanlar da yine yeşil bitkilerdir.

İnsan yaşamına katkıda bulunan birçok fonksiyonu olan bu bitkilerin üremeleri de en az fonksiyonları kadar mucizevidir. Bitkilerde üremenin, polenler yardımıyla oldukça kompleks olarak gerçekleşmesi günümüzde Rabbimizin sonsuz aklının delillerinden sadece bir tanesidir.

Polenlerden Tohuma Doğru…

Çiçeklerin açmaya başladıkları dönemde ortaya çıkan polenler, bitkilerin erkek üreme hücreleridir. Görevleri, kendi türlerinin çiçeklerindeki dişi üreme organlarına ulaşabilmek ve ait oldukları bitkinin neslinin devamını sağlamaktır.

Her bitkinin polenlerini göndermek için kendine özgü bir yöntemi ya da kullandığı bir mekanizması vardır. Bitkilerden kimisi böcekleri kullanırken, kimisi de rüzgarın özelliklerinden faydalanır. Bitkilerin döllenmesinde en önemli nokta kuşkusuz, her bitkinin yalnız kendi türünden olan bir bitkiyi dölleyebilmesidir. Bu yüzdenden de doğru polenlerin doğru bitkiye ulaşabilmesi son derece önemlidir.

Peki, özellikle bahar aylarında havada bu kadar çok çeşitte polen dolaşırken, nasıl olup da döllenmede hiç karışıklık çıkmaz? Polenler uzun yolculuklara ve değişen şartlara nasıl dayanıklılık gösterir?

Polenlere Özel Koruma

Polenler ilk olarak çiçeklerin erkek üreme organlarında üretilirler ve oradan da çiçeğin dış bölümüne doğru ilerlerler. Buraya ulaştıktan sonra da olgunlaşmaya başlar ve sonraki nesil için döllenmeye hazır hale gelirler. Bu polenlerin hayatındaki ilk aşamadır.

Polen, gözle görülemeyecek kadar küçük bir mikroorganizmadır (kayın ağacını poleni 2, kabağın poleni ise 200 mikron büyüklüğündedir) (1 mikron=1/1000mm). İçinde büyük gövdeli bir hücre (vejetatif hücre) ile iki sperm hücresi (generatif hücre) bulunur.

Bir tür kutuya benzetebileceğimiz polenin içinde bitkinin üreme hücreleri vardır. Bu hücrelerin dış etkenlerden zarar görmeden canlılıklarını koruyabilmeleri için çok iyi bir şekilde saklanmaları gerekir. Bu yüzden kutunun yapısı son derece sağlamdır. Kutunun etrafı “sporoderm” diye adlandırılan bir kabuk tarafından sarılmıştır. Bu kabuğun dış kısmında bulunan ve “ekzin” olarak adlandırılan tabaka, organik alemin bilinen en dayanıklı maddesidir ve kimyasal yapısı henüz tam olarak aydınlatılamamıştır. (Bilim ve Teknik Dergisi, Mayıs 1995, s. 74)Bu madde genel olarak asitlerin ve enzimlerin yol açtığı bozulmalara karşı çok dirençlidir. Ayrıca yüksek sıcaklık ve basınçtan da etkilenmez.

Görüldüğü gibi, bitkilerin devamlılığı adına varlıkları zorunlu olan polenlerin korunmaları için çok detaylı tedbirler alınmıştır; Polenler adeta özel olarak ambalajlanmışlardır. Bu sayede hangi metodla taşınırlarsa taşınsınlar, ana gövdelerinden kilometrelerce uzaklıkta dahi canlılıklarını sürdürebilirler. Polenlerin çok dayanıklı bir maddeyle kaplanmış olmalarının yanı sıra sayıca çok olmaları da o bitkinin çoğalmasını garanti altına almış olur.

Polenlerin, dölleyecekleri çiçeklere ulaşabilmeleri için genellikle iki farklı yol vardır: Bir arının, bir kelebeğin ya da herhangi bir böceğin vücuduna yapışıp kendilerini taşıttırmaları veya rüzgarın akışına uygun olarak yol almaları…

Rüzgara Yelken Açan Polenler

Yeryüzündeki pek çok bitki, türünün devamını polenlerini rüzgar vasıtasıyla dağıtarak sağlar. Birçok açık tohumlu bitki, çam ağaçları, palmiye ve benzeri ağaçlar ve ayrıca çiçek veren tüm tohumlu bitkiler ile çimensi otların tamamı rüzgarlarla döllenir. Rüzgar, çiçek tozlarını bitkilerden alıp, aynı türden diğer bitkilere taşıyarak döllenmeyi gerçekleştirir.

Rüzgarla döllenme işleminde, halen bilim adamlarının açıklama getirmekte zorlandıkları pek çok nokta ve cevap bekleyen pek çok soru vardır. Örneğin rüzgarla taşınan binlerce polen çeşidinden her biri, kendi türüne ait olan bitkinin çiçeğini nasıl tanımaktadır? Bitkiden fırlatılan polenler hiçbir yere takılmadan nasıl olup da bu bitkinin dişilik organlarına ulaşırlar? Döllenme ihtimali oldukça düşük olmasına rağmen nasıl olup da binlerce bitki, üstelik de milyonlarca yıldır bu yolla döllenmektedir?

İşte bu soruların cevabını verebilmek için yola çıkan Cornell Üniversitesi’nden Karl J. Niklas ve ekibi rüzgarla döllenen bitkileri incelemeye almışlardır. Buldukları sonuçlar son derece ilginç olmuştur. Niklas ve ekibi rüzgarla döllenen bitkilerin havadan bol miktarda polen yakalayabilmelerini sağlayan, aerodinamik çiçek yapılarının olduğunu keşfetmişlerdir.

Bitkilerdeki bu aerodinamik yapı nedir? Nasıl bir etkisi vardır? Bu soruların cevaplarını verebilmek için öncelikle “aerodinamik yapı” tanımının açıklanması gerekir. Havada hareket eden cisimlere hava akımlarından kaynaklanan bazı kuvvetler etki eder. Aerodinamik kuvvetler olarak adlandırılan bu kuvvetler sayesinde, hareket etmeyi başarabilen cisimler de “aerodinamik yapıya sahip cisimler” olarak adlandırılırlar. Rüzgarla polenleşme sistemini kullanan bazı bitkiler işte bu aerodinamik yapıyı çok etkili bir biçimde kullanırlar. Bu konudaki en güzel örnek çam kozalaklarının yapısında görülür.

Polenler Hedefe Kilitleniyor

Rüzgar yoluyla döllenen bitkilerin mucezivi özelliklerini daha iyi anlayabilmek için, şöyle bir örnekle kıyaslama yapabiliriz:

Roketlerin hedeflerine varabilmeleri için belirli bir rotayı izlemeleri gerekir. Bu yüzden de roketin her türlü tasarımı, hedefe ulaşmasını sağlayacak şekilde titiz hesaplamalarla yapılmalıdır. Roketin özellikleri, motor kapasitesi, uçuş hızı gibi roket ile ilgili konular ve yağış, rüzgar, yoğunluk gibi hava şartlarıyla ilgili konular detaylı olarak programlanmalıdır. Ayrıca hedef bölgenin yapısı ve ortam şartları da en ince ayrıntısına kadar bilinmelidir. Üstelik bu saptamaların hassas ölçümlerle yapılması gereklidir. Aksi takdirde roket, rotasının dışına çıkar ve hedefe ulaşamaz. Hedefe kilitlenen bir roketin görevini başarıyla tamamlayabilmesi için birçok mühendis çok detaylı çalışarak hareket etmelidir. Açıktır ki hedefe kilitlenmedeki başarı, ekibin yoğun çalışmalarının, ince hesaplamaların ve kullanılan üstün teknolojinin bir ürünü olacaktır.

"(Onlar mı) Yoksa, gökleri ve yeri yaratan ve size gökten su indiren mi? Ki onunla (o suyla) gönül alıcı bahçeler bitirdik, sizin içinse bir ağacını bitirmek (bile) mümkün değildir…" (Neml Suresi, 60)

Aerodinamik yapıya sahip çam kozalaklarındaki kusursuz üreme sistemlerinde de, roketlerin hedefe kilitlenmelerine benzer biçimde, her şey çok ince planlamış, son derece hassas ayarlamalar yapılmıştır. Hava akımının yönü, kozalakların yoğunluk farkları, yaprakların biçimi gibi pek çok detay, özel olarak tasarlanmış ve bitkilerin üreme planı bu bilgilere göre kurulmuştur. Örneğin çam kozalağının etrafındaki yapraklar, hava akımının hızını azaltarak kozalak üzerine daha fazla polen düşmesine yardım ederler. Kozalak etrafındaki yaprakların simetrik dizilişi de, herhangi bir yönden gelen polenlerin kolaylıkla tutulmasına yardımcı olur.

Bitkilerdeki bu detaylı yapıların varlığı, akla yine bu mekanizmaların nasıl oluştuğu sorusunu getirecektir. Roketlerdeki sistem uzun yıllar süren çalışmalar sonucunda, akıl ve bilgi sahibi, bu konuda uzmanlaşmış mühendislerin yoğun çalışmalarıyla ortaya çıkmıştır. Bu konuda kimsenin bir şüphesi yoktur. Roketlerle hemen hemen aynı çalışma sistemine sahip olan kozalaklardaki kompleks yapılar da aynı şekilde özel olarak tasarlanmıştır. Bir roketin tesadüfen oluştuğunu iddia etmek, hedefi rastgele isabet ettirdiğini söylemek ne derece mantıksız bir iddia olacaksa, benzer şekilde hedefe kilitlenmiş olarak hareket eden polenlerin olağanüstü hareketlerinin ve kozalaklardaki detaylı yapının da tesadüflerle ortaya çıkmış olduğunu söylemek aynı derecede mantıksız bir iddia olacaktır. Bir kozalağın böylesine detaylı bilgilerle dolu bir sistemi kullanarak döllenebilmesi ancak sonsuz bilgi ve kudret sahibi olan Yüce Allah’ın üstün ve benzersiz yaratışı ile gerçekleşmektedir.

Çam ağaçlarının döllenmesindeki başka bir önemli nokta da, rüzgarların kontrol altında tutuluyor olmasıdır. Rüzgarların çiçekten bağımsız olarak, kendilerine verilen taşıma görevini kusursuz bir şekilde yerine getirmeleri de hiç kuşkusuz ki yine Alemlerin Rabbi olan Allah’ın lütfu sayesinde gerçekleşmektedir. Allah bu durumu bir ayetinde şu şekilde bildirir:

“Ve aşılayıcılar olarak rüzgarları gönderdik...” (Hicr Suresi, 22)

Polen Taşıyıcıları İş Başında

Bazı bitki türleri de, polenlerini böcekler, kuşlar, arılar ve kelebekler gibi hayvanlara taşıtarak ürerler. Polenlerini hayvanlara dağıttıran bitkilerle bu dağıtımda görev alan hayvanların aralarındaki ilişkiler gözlemcileri hayrete düşürmektedir. Çünkü bu canlılar karşılıklı bir alış-verişi gerçekleştirmek için, birbirlerini etkileyecek ve cezbedecek yöntemleri ustaca kullanırlar.

Önceleri, genel bir kanaat olarak bitkilerin hayvanlarla olan ilişkilerde fazla rollerinin olmadığı zannedilse de, yapılan araştırmalar, bu kanaatin tam tersi bir sonucu ortaya koymuştur: Bitkiler hayvanlardaki tavır ve davranışları doğrudan etkilemektedir.

Örneğin bitkilerdeki renk sinyalleri kuşlara ve diğer hayvanlara hangi meyvelerin olgunlaşıp yayılmaya hazır olduğunu haber verir. Çiçeklerin rengi ile bağlantılı olan nektar miktarları da, dölleyicinin çiçek üzerinde daha uzun kalmasını sağlayarak döllenme şansını artırır. Özel çiçek kokuları da doğru dölleyicileri tam gerekli zamanda çeker. Bunlardan başka bitkiler amaçlarına ulaşabilmek için kimi zaman da yanıltıcı yöntemler kullanırlar. Örneğin tozlaşmayı sağlayacak olan hayvan genellikle bitkinin kurmuş olduğu tuzağa düşer ve böylelikle bitki hedefine ulaşır.

Örneklerde de görüldüğü gibi bitkiler hayvanları etkilemede çok aktif bir rol oynamaktadır. Kullandıkları özel stratejilerle polenlerini taşıyacak hayvanları mükemmel bir şekilde yönlendirirler. (John King, Reaching for The Sun, 1997, Cambridge University Press, Cambridge, s.152)

Deniz Altı Bitkilerinde Polenleşme Yöntemi ile Üreme

Polenle üreme yöntemi, bilim dünyasında uzun yıllar düşünüldüğünün aksine, sadece kara bitkilerine özgü bir yöntem değildir. Deniz bitkilerinde de bu yöntemle üreyen türler vardır. İlk olarak 1787 yılında İtalyan botanikçi Filippo Cavollini, açık denizde yaşayan ve polenleşme yöntemi ile üreyen “Zostera” isimli bitkiyi keşfetmiştir. (Scientific American, October 1993, s.68)

Polenleşme yönteminin sadece kara bitkilerine özgü olduğunun zannedilmesinin nedeni; su ile temas eden kara bitkilerinin polenlerinin, yarılarak işe yaramaz hale gelmeleriydi. Ancak suda polenleşme yöntemiyle üreyen bitkiler üzerinde yapılan incelemeler, bu bitkilerin mucizevi yönlerini ortaya koymuştur.

Su, polenin yayılması için hiç de etkin bir ortam değildir. Suyun hareketini tahmin etmek de zordur. Suda oldukça düzensiz akıntılar olabilir, gel-git olması bitkileri aniden batırabilir ya da suyun üstünde oldukça uzaklara götürebilir. Tüm bunlara karşın suda yetişen bitkiler, polenleşme taşıyıcısı olarak suyu büyük bir başarı ile kullanırlar. Çünkü bu bitkiler Yüce Rabbimiz tarafından, suda bu işlemleri rahatlıkla başaracakları şekilde yaratılmışlardır.

Örneğin Fiji Adalarının kumlu kıyılarında yetişen Halodule etkileyici polenlenme stratejisine sahip bir su bitkisidir. Bu bitkinin polen taşıyıcıları uzun yüzücü iplikler biçimindedir ve suyun içinden yüzeye salınırlar. Bu tasarım Halodule’ye çok daha fazla isabet sağlama imkanı verir. Ayrıca bu ipliklerin yapısında son derece özel karbonhidrat ve protein tabakaları vardır. Bu özel yapı da Halodulelerin yapışkanlık özelliği taşımalarını sağlamıştır. İplikler su yüzeyinde birbirine yapışarak uzun sallar oluştururlar. Bitkiye ait bu tip milyonlarca arama aracı, gel-git dalgalarını kullanarak dişi bitkilerin bulunduğu sığ sulara doğru yol alırlar. Bu arama araçlarının birbiriyle çarpışmasıyla döllenme işlemi kolaylıkla başarılmış olur. (a.g.e. s.70)

Canlı – Cansız Her Varlık Allah’ın Kontrolündedir

Yeryüzündeki tüm bitki türleri istisnasız olarak bu işlemleri gerçekleştirmektedirler. Her bir tür kendi yapması gerekenleri, ilk ortaya çıktığı andan itibaren bilmektedir. Gerek rüzgar akımının gerekse suyun yardımı ile gerçekleşen polenleşme olayı, başarıya ulaşması oldukça zor ihtimallere dayanmasına rağmen milyonlarca yıldır hiçbir aksama olmadan devam etmektedir. Görüldüğü gibi her şey çok yerli yerinde ve mükemmel bir zamanlama ile gerçekleşmektedir. Çünkü bu mekanizmaların her biri, bir bütün olarak ve aynı zaman dilimi içinde bir arada işlemek zorundadır. Bir tanesinin eksikliği veya işlememesi durumunda bitkinin soyunun tükenmesi kaçınılmazdır.

Ne bir parçasında ne de bütününde kendilerinden kaynaklanan bir akıl, irade ya da bilinç bulunmayan bu sistemler, çok açıktır ki hepsini her an kontrolü altında tutan, her şeyi en ince ayrıntısıyla planlayan, sonsuz bir güç ve bilgi sahibi olan Allah’ın emri ve yaratması ile bu olağanüstü olaylarda rol oynamaktadırlar. Canlı cansız her şeyin ve her olayın meydana gelmesi Yüce Allah’ın her an yaratması ile gerçekleşmektedir. Rabbimiz bu gerçeği bir ayette bizlere şöyle bildirmektedir:

"Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı. Emir, bunların arasında durmadan iner; sizin gerçekten Allah’ın her şeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah’ın ilmiyle her şeyi kuşattığını bilmeniz, öğren-meniz için." (Talak Suresi, 12)

"Bitki ve ağaç (O’na) secde etmektedirler." (Rahman Suresi, 6)

5 Temmuz 2008 Cumartesi

Bertholletia Ağaçları Tohumlarını Nasıl Dağıtırlar?

Güney Amerika'da yetişen Bertholletia ağaçlarının kapsül içindeki tohumları, orman zeminine düştükten sonra bir süre bulundukları yerde kalır. Bunun sebebi hayvanların ilgisini çekecek hiçbir özelliklerinin olmamasıdır. Bu tohumların kokuları yoktur, dış görünüş olarak da dikkat çekici değildirler, ayrıca kırılmaları da çok zordur. Ancak bu ağacın üreyebilmesi için de bir şekilde tohum olarak oluşturduğu kapsüllerin içindeki fındıkların çıkarılıp toprağın altına gömülmeleri gereklidir.

Bu olumsuz gibi görünen özelliklerden hiçbiri Bertholletia için sorun teşkil etmez. Çünkü bu olumsuzlukları aşacak özelliklere sahip olan bir canlı vardır ve bu canlı kendisiyle aynı ortamda yaşamaktadır.

Güney Amerika'da yaşayan bir tür kemirici olan Agouti, bu kalın ve kokusuz kabuğun altında kendisi için bir yiyecek olduğunu bilmektedir. Agoutilerin dişleri kesici ve sivridir. Özel diş yapıları sayesinde tohumların sert kapsüllerini kolayca kırarlar. Tek bir kapsül içinde yaklaşık 20 civarında fındık bulunur. Bu da Agoutilerin bir seferde yiyeceğinden çok fazladır. Agouti, çenesine aldığı fındıkları taşır ve onları açtığı küçük deliklere yerleştirdikten sonra üstünü örter. Agoutiler bu işlemi fındıkları daha sonra yemek için yapmış olmalarına rağmen, gömdükleri fındıkların çoğunu daha sonra bulamazlar. Ve bu durum da Bertholletia ağacının işine yarar. Bu sayede ağacın filizlerinden pek çoğu toprağın içine filizlenmek üzere gömülmüş olur.

Görüldüğü gibi Agouti'nin beslenme şekli ile Bertholletia ağaçlarının üreme şekli, birbirlerine son derece uyumludur. Bu uyum tesadüfen ortaya çıkmış bir uyum değildir. Bertholletia ağacı ile Agouti isimli canlı arasındaki uyum bir televizyon ve kumandası arasındaki uyumdan çok daha karmaşıktır. Her iki canlının da tüm sistemleri birbirlerine fayda verecek şekilde düzenlenmiştir. Ve elbette bir düzenleme varsa bir düzenleyici de vardır. Bu canlıları tek bir Yaratıcı yani Allah yaratmıştır. Doğada sayısız örnekleri olan bu uyum hiç kuşkusuz ki çok üstün bir aklın ürünüdür. Sonsuz akıl sahibi olan Allah, her iki canlıyı bu özellikleriyle, birbirlerine uyumlu olacakları şekilde yaratmıştır

28 Ekim 2007 Pazar

Ağaçlardaki Mühendislik Harikası

Ağaçlar ihtiyaçları olan suyu kökleri aracılığı ile topraktan alırlar. Metrelerce uzunluktaki ağaçların en uç dallarındaki yapraklara kadar suyun nasıl ulaştığını, o yüksekliğe hiçbir pompa veya hidrofor sistemi olmadan nasıl çıktığını hiç düşünmüş müydünüz?
Suyun En Uçtaki Yaprağa Taşınması
Ağaçlar ihtiyaçları olan suyu topraktan alarak en uçtaki yapraklarına kadar dışardan hiçbir müdahale olmadan büyük bir başarı ile taşırlar. Bu mükemmel işlemin gerçekleşmesi için ağaçta çok detaylı bir sistem bulunmaktadır. Ağacın köklerinden gövdesine ve dallarına doğru uzanan ve "odunsu doku" olarak adlandırılan ince borulardan oluşan bir sistem, suyu taşır. Ancak suyun, ağaç içine yerleştirilen bu su borularından bir şekilde yukarıya doğru çekilmesi gerekmektedir. Bu işlem ise, fizik kurallarının kusursuz uyumu sayesinde gerçekleşir. Her yaprakta karbondioksitin girip suyun buharlaştığı küçük gözenekler bulunur. Su molekülleri yapıları gereği birbirlerine yapışmaya eğilimlidirler ve su yapraktan buharlaşırken, yapraktaki su altta kalan suyu "çeker". Bu şekilde topraktan ağacın dallarına kadar uzanan bir "yukarıya doğru çekme hareketi" oluşur. Su yaprağa ve sonra havaya doğru hareket ettikçe, odunsu dokuda bir gerilim meydana gelerek köklerden daha fazla su çekilir.

Suyun Taşınmasındaki Mucizevi Sistemler
Tek bir gözenek, ağacın içinde bulunan suya sadece çok az bir çekme kuvveti uygulayabilir. Ancak ağacın tüm yapraklarının üzerinde bulunan çok sayıda gözenek bir araya geldiğinde, büyük bir ağaçta bir gün içinde 400 litreden fazla su çekebilecek bir güç oluştururlar. Bu tasarımın en muhteşem özelliklerinden biri ise, ağacın bu hidrolik taşıma sisteminin çalışması için bir çaba harcamamasıdır. Daha kuru olan hava, suyu ağaçtan daha güçlü bir biçimde dışarı çeker. Buharlaşma suyu yukarıya doğru çekerken, su moleküllerinin birbirlerini çekmeleri nedeniyle biraz direnç meydana gelir ve su lastik bir bant gibi esner. Bu işlemin sonucunda su kolonunda bir boşluk oluşur ve bir hava kabarcığı şeklini alır. Hava kabarcığının oluşturduğu boşluk giderilmeden, ağaç köklerinden yukarıya su çekilemez. Buna karşın, ağaçlar su kolonlarının bu tür hareket etmesini önleyecek bir uyuma sahiptirler. Suyun gözenekleri terk ederken oluşturduğu gerilim belirli bir seviyeyi aşarsa, bazı yaprakların üzerinde bulunan delikler hemen kapanırlar ve buharlaşmanın çekim etkisini azaltırlar. Böylece hava kabarcığı oluşması engellenir ve dolayısıyla ağacın dallarının ve yapraklarının susuz kalması ve ağacın ölmesinin önüne geçilmiş olur.

Bu Karmaşık Sistem Tesadüfen Oluşamaz

Her gün defalarca önlerinden geçip gittiğimiz ağaçlarda böylesine mükemmel bir sistem yer almaktadır. Dahası, burada anlatılanlar, ağaçların sahip olduğu kusursuz tasarımın sadece küçük bir parçasıdır. Sadece suyun ağacın her noktasına ulaşması için, ağaçların yapısında fizik kuralları ve mühendislik bilgileri bir arada kullanılmış ve kusursuz bir denge ve tasarım oluşmuştur. Evrimciler, tüm bu kusursuzluğun tesadüfen geliştiğini iddia ederler. Evrimcilere göre tesadüfler önce su moleküllerinin birbirini çekmesi, buharlaşma, gerilim vs. gibi fizik kurallarını ağaçlarda kullanmışlardır. Sonra bir mühendis gibi düşünmüşler ve ağaçların içine su borularını döşeyerek, böyle mühendislik harikası bir sistem meydana getirmişlerdir. Elbette ki bu açıklama tamamen bir kandırmacadan ibarettir. Yeryüzünde var olan binlerce tür bitkideki karmaşık sistemlerin yaratıcısı göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan herşeyin Rabbi olan Yüce Allah'tır. Ağaçlardaki bu mükemmel sistem, Alemlerin Rabbi olan Yüce Allah'ın varlığının ve büyüklüğünün sonsuz sayıdaki delillerinden yalnızca biridir. (Harun Yahya, Tohum Mucizesi)

Yapraklar Sonbaharda Neden Dökülür?

Sonbahar yaklaşıp günler kısalmaya başladığında, yaprak hücreleri sonbaharın gelmek üzere olduğunu anlar. Bunun üzerine ilk olarak yaprağın büyüme hormonu, üreme oranını düşürmeye başlar. Bu işlemin ardından, yaprak sapının dala bağlandığı noktada yeni hücreler ürer. Bu hücreler, sanki biri kendilerine ne yapmaları gerektiğini bildirmiş gibi bu bağlantı noktasının üzerinde mantardan bir yatak oluştururlar. Bu noktaya "Apsis noktası" denir. Bu mantardan yatak, yaprağın dala olan bağlantısını oldukça zayıflatır. Tam bu sırada, yaprak hücreleri bu sefer "etilen" olarak bilinen yeni bir hormon üretmeye başlarlar. Bu gaz biçimindeki hormon yaprağın dala bağlantısının zayıflatılması işlemini daha da hızlandırır. Bağlantının zayıflamasıyla yaprak en ufak bir esintide dahi daldan düşecek duruma gelir. Hücrelerin görevi, yaprağın düşmesi ile tamamlanmaz. Bu defa hücreler, apsis noktasında, yaprağın kopmasından meydana gelen yaranın üzerini hemen bir mantar tabakası ile kaplar ve böylece yarayı tedavi ederler. Her sonbahar yerde gördüğünüz yapraklar, burada kısaca anlatılan biyokimyasal olaylardan geçerek dökülürler. Belki bugüne kadar varlığını hiç düşünmediğimiz bu ağaç hücreleri, ardı ardına gerçekleştirdikleri işlemlerle adeta akıl ve bilinç gösterisi yapmaktadırlar. Bir düşünelim:
Ağaç hücreleri, sonbaharın gelmek üzere olduğunu nasıl anlayabilmektedir?
Sonbaharın yaklaştığını anladığında hangi irade, akıl ve bilinçle yaprakları üzerinden atmak için hazırlık yapmaya başlamaktadır?
Bu hücreler, büyüme hormonu, mantar, etilen gibi kompleks kimyasal maddeleri üretmeyi, bunların formüllerini, etkilerini, faydalarını nereden bilmektedirler?
Aynı hücreler, ağacın yarası olduğunu nasıl fark edip, bu yaranın mantarla tedavi olacağını nasıl bilmektedirler?
Bunların dışında bu hücreler, aynı hormonları neden yazın veya ilkbaharda değil de, sadece sonbaharda üretmektedirler? Onlara bu emri veren, bu yolu gösteren kimdir?Bilinç, akıl ve bilgi sahibi olmayan atomların birleşip, bu kadar kapsamlı ve organize bir olayı, yüz milyonlarca yıldır, dünyanın her köşesinde, trilyonlarca ağaçta, hiçbir zaman aksatmadan ve şaşırmadan sürdürmeleri kesinlikle imkansızdır. Tüm ağaç hücrelerine yaptıkları işleri ilham eden, onlara emriyle istediklerini yaptırtan elbette ki sonsuz kudret, akıl ve bilgi sahibi olan Rabbimiz Allah'tır

23 Ekim 2007 Salı

Ağaç Köklerinin Küçük Yardımcıları

Ağaçlar güneş enerjisini, havayı, suyu, topraktaki mineralleri kullanarak farklı tat ve renklerde, kusursuz ambalajlara sahip meyveler üretirler. Elleri kolları olmayan ağaçlar, bu üretimde köklerinin ihtiyaç duydukları malzemeleri temin ederken onlara yardım eden birileri vardır.
Kimdir bu yardımcılar?
Ağaç köklerinin ihtiyaçlarını nereden bilmekte ve bunları nasıl sağlamaktadırlar? Yüce Allah yeryüzündeki her canlı türü gibi ağaçları da tam ihtiyaçlarına uygun özelliklerle var etmiştir. Ağaçları, her biri ayrı birer mucize olan yapraklar ve köklerle birlikte yaratmıştır. Ağaçların yapraklarındaki özel yapılı gözeneklerden, ağacın kendi besinini üretmesi için gerekli olan karbondioksit ve suyun bir kısmı temin edilir. Kökler ise ağacın altından toprağın içine doğru dallar halinde uzanır. Bu sayede geniş bir yüzey alanı elde edilmiş olur. Çok sayıda dala ayrılan bu küçük köklerin hepsi adeta birer kimya mühendisi gibidir. Bu mühendisler toprakta bulunan mineralleri inceler, analiz eder, ne olduğunu anlar, ondan sonra gerekli olanların gerektiği kadarını topraktan emer. Hiçbir şeyden habersiz olan kökler üzerinde tecelli eden bu üstün akıl ve ilim Yüce Allah'a aittir.
Kökler ve Mantarlar Arasındaki Yardımlaşma
Son yıllarda yapılan araştırmalar kökler hakkında çok ilginç bilgileri ortaya çıkarmıştır. Bilimsel adı Arbuscular Mycorrhizal fungi olan mantarlarla kökler arasındaki yardımlaşma bilim adamlarında hayranlık uyandırmıştır. Kökler ihtiyaç duydukları nitrojen ve fosforu mantarların yardımıyla temin eder. Bu mantarlar da, ağaçlardan fotosentez yoluyla temin ettikleri karbon bileşiklerini alır. (Jin H., Pfeffer P. E., Douds D. D., Piotrowski E., Lammers P. J., Shachar-Hill Y. The uptake, metabolism, transport and transfer of nitrogen in an arbuscular mycorrhizal symbiosis.New Phytologist New Phytologist (2005) 168: 687-696 ) Evinizin ihtiyacını karşılamak için birisine para verseniz, o da gidip marketten istediğiniz şeyi bulup sizin için getirse bunun için tesadüflerin eseri bir alışveriştir demek ne derece mantıklı olacaktır?Elbette ki bu son derece mantıksız bir düşüncedir. Peki kendileri için fayda-zarar nedir bilmeyen bu canlılara böyle bir yardımlaşmayı kim yaptırmaktadır? Ağaçlar, mantarların kendilerine gerekli olan fosforu ve nitrojeni karşılayabileceğini nereden bilmektedirler? Kuşkusuz, mantarların ağacın yardımına koşmaları, ağaçların da mantarlara yarar sağlamaları doğadaki yardımlaşmaya güzel bir örnektir. Araştırmaların gösterdiği çok ilginç bir sonuç daha vardır. (He XH, Critchley C, Bledsoe C. 2003. Nitrogen transfer within and between plants through common mycorrhizal networks (CMNs). Critical Reviews in Plant Sciences 22: 531-567. ) Farklı ağaç türleri arasında da nitrojen yardımlaşması vardır. Bu yardımlaşmada da taşıyıcılar yine mantarlardır. Bitkiler ve mantarlar arasındaki yardımlaşma ile ilgili çalışmalarıyla tanınan Dr. John Klironomos konuyla ilgili şunları söylemektedir: “Bizim laboratuvarımız şunu göstermektedir ki: Bitkiler birbirleriyle rekabet etmiyorlar, birlikte yaşayabilmeleri için, mantarlar bitkilerin besinlerinin birinden diğerine verilmesine yardımcı oluyorlar. Böylece bitki ekolojisinin merkezinde, bitkilerde rekabet değil, karşılıklı bağımlılık vardır, ki bu da her şeyi değiştirebilir.” ( Underground fungi influence plant growth, soil, environment, says prof ) Allah, yeryüzünde yarattığı çeşit çeşit canlı ve bu canlılardaki örneksiz sistemler ve hayranlık uyandıran özellikler ile bize sonsuz sanatını ve sınırsız ilmini tanıtmaktadır.
Canlılardaki Bu Fedakarlık Örneği Evrime Meydan Okuyor
Doğada canlılar arasındaki fedakarlık ve yardımlaşma evrim teorisinin temel iddialarını kökünden yıkmaktadır. Evrim teorisine göre hayat, çatışma, bireylerin ve türlerin birbirini acımasızca ezmeye çalıştığı bir rekabet ortamıdır. Darwin ve takipçilerinin yaşamı yalnız bir mücadele, birbirini ezme alanı olarak göstermesine en güzel cevaplardan birini bu canlılar vermektedir. Beyni, aklı, gözü, kulağı olmayan bitkiler birbirlerinin yardımına koşmaktadırlar. Sonuç Ortak yaşayan diğer bütün canlılarda olduğu gibi, mantarlarla ağaçlar arasındaki ortak yaşamda da her iki canlının bütün ihtiyaçları en rahat şekilde karşılanmaktadır. Bu canlıları biraraya getiren, her ikisinin de ihtiyaçlarından haberdar olan tek bir Yaratıcı'nın olduğu açıktır. Bu canlılar birbirlerini tamamlayacak, birbirlerinin ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde Yüce Allah tarafından yaratılmışlardır.
Kendi rızkını taşıyamayan nice canlı vardır ki onu ve sizi Allah rızıklandırır. O, işitendir, bilendir. (Ankebut Suresi, 60)

11 Ekim 2007 Perşembe

Allah'ın Fotosentez Nimeti

Allah her canlıyı çok farklı özelliklerle yaratmıştır. Kimisinin kokusu, kimisinin avlanma, kimisinin savunma tekniği bizlere Allah’ın varlığının delillerini sunar. Örneğin bitkilerin fotosentez yapması… Fotosentez, Allah'ın sonsuz ilmine ve kudretine şahit olmak isteyen her insanın yakından incelemesi gereken olağanüstü bir kimyasal işlemdir. Bizler, ihtiyaç duyduğumuz bütün enerjiyi doğrudan veya otçul hayvanlar yoluyla bitkilerden alırız. Güneş ışını saf enerji kaynağıdır; ancak ham olarak o kadar da kullanışlı bir enerji şekli değildir. Bu enerjiyi yemek, vücutta doğrudan kullanmak ya da depolamak mümkün değildir. Bu yüzden güneş enerjisinin farklı bir enerji türüne çevrilmesi gerekir. İşte fotosentez bunu yapar. Bu işlem yoluyla bitkiler, güneş enerjisini daha sonra kullanabilecekleri bir enerji şekline dönüştürürler. Bu işlem yapraklardaki "fotosentetik reaksiyon" merkezlerinde meydana gelir. Burada havadaki karbondioksit güneş enerjisi kullanılarak, nişasta ve diğer yüksek enerjili karbonhidratlara dönüştürülür. Karbon kullanıldıktan sonra ortaya çıkan oksijen ise havaya bırakılır. Bitki daha sonra besine ihtiyaç duyduğunda bu karbonhidratlarda depoladığı enerjiyi kullanır. Elbette bu bitkilerle beslenen canlılar da bitkide bulunan karbonhidratlardan enerji ihtiyaçlarını karşılarlar. İnsanın ihtiyacı olan enerji de işte fotosentez yoluyla bu besinlerde depolanan enerji sayesinde karşılanır. Bitkiler elleri, gözleri olmayan, karar verme, irade kullanma, bilgi sahibi olma gibi bilince ve akla ait özellikler taşımayan varlıklardır. Fakat yukarıda incelediğimiz gibi bitkilerin sahip oldukları özellikler ve yaptıkları işlemler, büyük bir akıl ve bilinç gerektirmektedir. Hatta akıl, bilinç ve bilgi sahibi, yüksek bir teknolojiye hükmeden insanın taklit dahi edemediği, nasıl gerçekleştiğini bile tam olarak anlayamadığı işlemleri yeryüzünün her yerindeki bitkiler, saniyenin milyarda biri kadar kısa bir sürede yapmayı başarabilmektedirler. Öyleyse insan aklının erişemediği bu akıl kime aittir? Çok açıktır ki, bitkiler bu kimyasal işlemleri yapmaya kendileri karar vermemişlerdir ve uygulamaya da kendileri sokmamışlardır. Onlara sahip oldukları özellikleri bahşeden, yapmakta olduklarını ilham eden göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan herşeyin Rabbi olan Yüce Allah’tır.